"Bir yaylı hatırlıyorum. Hayvan, yol ve yulaf kokan keçelerin üzerinde çocukluğumun sevgilisini, yumuşak ve tombul avuçlarıyla, yolun iki tarafından uçan kuşları alkışlar görüyorum. Sonra yine çocukluğumun sevgilisini, bir deniz kenarında lacivert ve sıkı bir robonun içinde dolaşır seyrediyorum. Korku, yol boylarınca etrafımı sarıyor, önümde uzuyor. Sevmekten korkuyorum. Başka arzular, ihtiraslarla atıldığım yolda beni avare ve çırılçıplak, başı her manada boş bırakacak, yalnız bir şey olduğunu biliyorum ve ondan karanlıktani riyadan, zulümden, hürriyetsizlikten korkar gibi ürküyorum.
Her şeyi, herkesi, ilmi felsefeyi bir ortaoyuna çıkaran, yumuşak ve nefesleri yediklerinin değil güzelliklerinin buharlarını çıkaran insalar olacağını çocukluktan biliyorum.
Yalnız, yüzleri,gözleri, kaşları, kirpikleri ve omuzları değil; midesi, kalbi, hançeresi ve hicabı hacizi güzel insanlar var. Seven insanda ise fiziki güzelliklerin deruni taraflarını görenler olurmuş. Varsın olsun, inanmıyorum! İnanmadığım halde bu korku niçin? Allah' a inanmayanlar içinde samimi olmadıklarını bazan son nefeslerinde bazan de ani tehlikelerin karşısında "Allah" diyerek, ispat ediyorlar. O halde ben de samimi değilim. Çünkü korkuyorum. Bu muhakemeyi evvelce, "varsın olsun, inanmıyorum" dediğim zaman yapmadım..."
Sait Faik Abasıyanık - Sevmek Korkusu öyküsünden...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder