10 Kasım 2014 Pazartesi

Ah Azizim

Hasta olup öldü. Hepsi bu.
Gömüldü. Sonra çürüdü toprak oldu.
Bu kadar kolay olabilseydi keşke cümlelerim.
O kadar küs,
O kadar öfkeli olmaya ne gerek vardı.
Biz aşağıladık, siz affedin,
Bağışlayın bizi...

Uzun yolun sonunda bir ufuk çizgisi...
Sisler çoğalıyor, çiğ damlaları ıslatıyor ellerimi...
Dokunuyorum yeni güne,
Yeni gün işliyor içime,
Başımızdan geçenlere
Lanet olsun gülenlere...

Hasta oldu ama ölemedi bir türlü.
Sonunda mahvetti kendini.
Çok kez şahit oldum
Ölmek için tuttu nefesini.
Sarstım onu;
"Yine ölünmüyor" dedi.
Sigaramı yakarken
"Çişini tut" dedim.
İdrar torbası şişti
Sidik koktu yatağı
Utancından ağladı.

Bir mevsimi devirdi.
Aldı bir dilim karpuz yedi.
Oldu işte sonunda
Ve o karpuzun çekirdeği
Saplandı organına
Apandistten zehirlendi..

Öldü, gömdük toprağa,
Gübre attım sonra,
Mezarına karpuz ektim.
Bostan oldu kocaman
Giderim su veririm,
Karpuzunu ben yerim...

Basit bir hayatın
Anlamsız hikayesi
Ben burdan yola çıksam
Dağ gibi bostan sıçsam...

Gelin yiyin keçibokumu!






14 Haziran 2013 Cuma

alıntı bir yazı

“Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor. Özlediğin, arzuladığın şeylerin hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini, bilmek istiyorum.
Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor. Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için, aptal gibi görünme riskini göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum.
Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan kederlerimizle yüzleşip yüzleşemeyeceğini bilmek istiyorum.
Yüreğin doğanın ritmi ve yaşama sevinciyle dolu bir sevdanın sınırlarına vardığında, o sınırları feda edip edemeyeceğini bilmek istiyorum.
Anlattığın hikâyenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Kendi ruhuna ihanet etmemek için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratmayacağını bilmek istiyorum. İhaneti göze aldığın her seferinde, sonuçlarını ayakta karşılayıp karşılayamayacağını bilmek istiyorum.
‘Güven’ kelimesinin senin için ne ifade ettiğini bilmek istiyorum. Bazen sana karanlık gibi görünse bile, gelen günün içindeki o büyülü ışığı görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum.
Hatalarımıza fırsat verip vermeyeceğini, bir gölün kenarında durduğumuzda ‘gümüş ay´a benimle birlikte “EVET!” diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum.
Nerede yaşadığın ya da neye sahip olduğun beni ilgilendirmiyor. Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, kırılmış, yorgun ve bitap, ayağa kalkıp kalkamayacağını; ‘çocuklar’ için yapılması gerekenleri yapıp yapamayacağını bilmek istiyorum.
Kim olduğun, buraya nereden ve nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor. Birlikte bir ateşin ortasında düştüğümüzde, gerektiğinde yanmayı göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum.
Yalnız kalmaya katlanıp katlanamadığını bilmek istiyorum. İçinde yüreğinden başka tutunacak hiç bir şeyin kalmadığında, o amansız varlığını sevmeye devam edip edemeyeceğini bilmek istiyorum.
Bugüne kadar ne öğrendiğin, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor. Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum…”
                                                                                                               Oriah Mountain Dreamer

9 Haziran 2013 Pazar

BİR EFLATUN ÖLÜM

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
                        geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım
                   o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz 
                      bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.
 
Behçet AYSAN 
 

29 Mayıs 2013 Çarşamba

tahammülle sabır arasındaki ince çizgi

durun kendinize gelin önce! "yapaylık" dediğiniz şey olmasa halimiz ne olurdu...iyi ki yalanı icat etmişler iyi ki sahte gülüşü keşfetmiş biri...yoksa birbirimize nasıl tahammül edebilirdik?
ANI
Bir çift güvercin havalansa 
Yanık yanık koksa karanfil 
Değil bu anılacak şey değil 
Apansız geliyor aklıma 
Neredeyse gün doğacaktı 
Herkes gibi kalkacaktınız 
Belki daha uykunuz da vardı 
Geceniz geliyor aklıma 
Sevdiğim çiçek adları gibi 
Sevdiğim sokak adları gibi 
Bütün sevdiklerimin adları gibi 
Adınız geliyor aklıma 
Rahat döşeklerin utanması bundan 
Öpüşürken bu dalgınlık bundan 
Tel örgünün deliğinde buluşan 
Parmaklarınız geliyor aklıma 
Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm 
Kahramanlıklar okudum tarihte 
Çağımıza yakışan vakur, sade 
Davranışınız geliyor aklıma  
Bir çift güvercin havalansa  
Yanık yanık koksa karanfil 
Değil unutulur şey değil 
Çaresiz geliyor aklıma. 
  
  
                  Melih Cevdet ANDAY

https://www.youtube.com/watch?v=xvM4bif6k48

akli dengesi yerinde gözüken deli


 gaz odasından kaçan bir savaş esiriyim şimdi. o yüzden soluk alıp vermenin güzelliğini bilirim...savaşı kaybetmiş biriyim. bayrağımı ve silahımı ve diğer cinayet nedenlerini gömdüm toprağa... üzgün biriyim çünkü sakatlandım ağır darbe aldı ruhum.. akli dengesi yerinde gözüken bir deliyim şimdi. ve o yüzden asacağım kendimi gökyüzüne bir top sesinde..

mehmet eroğlu yüz:1981

mehmet eroğlu yüz:1981
Ona aşık olmaktan korktum ve özenle kaçındım bundan; açıkça, saklandım. Korkuma kaynaklık eden iki önemli neden vardı; Önce onunla aşık bir ikili oluşturacak "çift"lik, kişiliğimin bu benliğin içinde eriyip gitmesi demek olacaktı. (üstelik onun bu yeni benliği, beğenmediği kişilik özelliklerini dışarıda bırakarak istediği biçimde oluşturacağını ancak aptallar fark etmezdi) Sonra, korkuyordum; korkmakta da haklıydım. O, elde edilmesinden çok korunması zor ve riskli bir hazineye benziyordu. Yani onun gibi değerli bir varlığı, kendi varlığımı tehlikeye koymadan korumam olanaksızdı.

- O ondan önce tanıdığım kişileri gerçekliklerden koparıp silmiş; onları soluk birer hayalete dönüştürmüştü. Oysa onun kendisi de bir hayaldi; çünkü o hayal edebileceğim birine en yakın canlıydı.
...


" bana bu kadar uzun dayanabileceğini hiç düşünmemiştim, biliyor musun?
bu soru üzerine iki hafta geçmişti ki oldukça garip bir şey oldu.Onun elinde tutsak olduğumu fark ettim. Bu aşık olmak kadar korkutmadı. yine de biraz tedirgin oldum. Ona gelince o kendinden emindi. alışmayı, alışkanlığı önemsemiyordu. Bunun kölelliğe açılan geniş bir kapı olduğunu anlaması için bir kaç ay daha gerekecekti. Tanışmamızın üzerinden tam bir yıl sonra oldukça garip bir durumun içinde bulduk birbirimizi; ikimizde zafer kazanmadan, ama yenilgiye de uğramadan birbirimize tutsak olmuş ve birbirimizi tutsak etmiştik.
Sadakat mi? bu seçenekleri sınırlı olan insanlarda bulunan bir erdemdir.